Geçenlerde internette dolaşırken bir terimle karşılaştım. “Metacognition”. Türkçesiyle “Üstbiliş”. Vikipedi’ye göre bu kavramı kişinin kendi düşünme süreçlerinin farkında olması ve bu süreçleri kontrol edebilmesi şeklinde tanımlayabiliriz. Bu kavramı daha önce duymamış olmama rağmen anlamı bana tanıdık geldi. Düşünmeyi severim, ve bol bol düşünürüm. Düşünürken neden öyle düşündüğümü sorgulamak ve farkında olarak düşünmek. İşte bu. Pasif bir şekilde düşüncelere kapılmak yerine sorgulayıp bu süreci yönetmek. Hepimizin buna ihtiyacı var diye düşünüyorum. Bu noktada size de bu düşünme süreçlerinde özellikle üstbilişsel düşünme aşamasında yardımcı olabilecek zamanla keşfettiğim maddeleri paylaşacağım.
1 – Daha Az Enerji Harcama Güdüsü
Günün sonunda hepimiz vahşi hayvanlardan kaçmak ve hayatta kalıp türünün devamını sağlamak için evrimleşmiş organizmalarız. İnsan türü olarak bugüne kadar gelebilmemizde de bence en kıymetli özelliklerimizden bir tanesi daha az enerji harcayarak bir işi halletme güdümüz. Bu durumu L şeklindeki yolların ortasındaki çimenlerden geçen patika izlerinden veya ödevini yapay zekaya yaptıran öğrencilerden de rahatlıkla görebilirsiniz. Bu kalori harcamasını minimize etme çabası günümüz teknolojilerini bugüne getiren yegane şey. Verdiğiniz kararlarda da bu güdünüzün izini sıkça göreceksiniz.
2 – Zihinsel Filtreler ve Yanlılıklar
Zihnimiz dünyayı olduğu gibi değil, yorumladığı haliyle algılar. Bu yorumlama sürecinde ise çeşitli zihinsel filtreler ve bilişsel yanlılıklar devreye girer. Örneğin bir ortamda 10 olumlu, 1 olumsuz geri bildirim aldığınızda zihninizin o tek olumsuza odaklanması oldukça yaygındır. Ya da bir kişi hakkında ilk izleniminiz oluştuğunda, sonrasında gördüğünüz davranışları bu ilk yargıyı doğrulayacak şekilde yorumlama eğiliminde olursunuz.
Bu filtreler aslında zihnin karmaşık dünyayı sadeleştirme çabasının bir sonucudur; yani tamamen ortadan kaldırılması mümkün değildir. Ancak üstbilişsel farkındalık sayesinde bu yanlılıkları fark edebiliriz. “Şu an objektif miyim, yoksa zihnim bana seçici bir gerçeklik mi sunuyor?” sorusu burada kritik bir rol oynar. Bu soruyu sormak bile çoğu zaman düşüncenin yönünü değiştirir ve daha dengeli bir bakış açısı kazandırır.
3 – Otomatik Düşünceler ve Alışkanlık Döngüsü
Zihnimiz çoğu zaman “otomatik pilot” modunda çalışır. Gün içinde verdiğimiz kararların büyük bir kısmı bilinçli analizden değil, geçmiş deneyimlerin oluşturduğu kalıplardan gelir. Bu durum bir yandan hayatı kolaylaştırır; her şeyi sıfırdan düşünmek zorunda kalmayız. Ancak diğer yandan hatalı düşünce kalıplarını da fark etmeden tekrar ederiz. Üstbiliş burada devreye girer: “Şu an gerçekten düşünüyor muyum, yoksa sadece alışkanlıklarımı mı takip ediyorum?” sorusunu sorabilmek kritik bir fark yaratır.
4 – Duyguların Düşünce Üzerindeki Etkisi
Çoğu zaman kendimizi “mantıklı” kararlar verdiğimizi düşünürken buluruz, fakat duygular bu sürecin arka planında ciddi bir rol oynar. Kaygı, öfke ya da heyecan; düşüncelerimizin yönünü fark etmeden değiştirebilir. Örneğin stres altındayken daha karamsar çıkarımlar yapma eğiliminde oluruz. Üstbilişsel farkındalık, sadece ne düşündüğümüzü değil, neden o şekilde düşündüğümüzü anlamayı da içerir. “Bu düşünce bana mı ait, yoksa o anki duygumun bir yansıması mı?” sorusu burada oldukça güçlü bir araçtır.
5 – Düşünceyi Yavaşlatmak ve Sorgulamak
Hızlı düşünmek çoğu durumda işe yarasa da, önemli kararlar söz konusu olduğunda bizi yanıltabilir. Bilinçli bir şekilde yavaşlamak, düşünceyi parçalamak ve alternatifleri değerlendirmek üstbilişin en pratik uygulamalarından biridir. Bir düşünceyi hemen kabul etmek yerine şu soruları sormak süreci derinleştirir:
- Bunun tersini savunan ne olabilir?
- Bu düşünceyi destekleyen gerçek kanıtlarım var mı?
- Başka bir açıdan bakarsam ne görürüm?
Bu tarz sorular düşünceyi daha sağlam temellere oturtur ve zihinsel hataları azaltır.
Sonuç
Üstbiliş, düşündüğümüz şeylerden çok, nasıl düşündüğümüzü anlamakla ilgilidir. Zihnimiz enerji tasarrufu yapmak ister, otomatik kalıplar üretir, duygularla şekillenir ve çoğu zaman hızlı kararlar alır. Bunların hiçbiri başlı başına “kötü” değildir; aksine insan olmanın doğal parçalarıdır. Ancak bu süreçlerin farkında olmadan yaşamak, bizi kendi zihnimizin pasif bir izleyicisi haline getirir.
Üstbilişsel farkındalık geliştirdiğimizde ise kontrol yavaş yavaş bize geçer. Düşüncelerimizi izleyebilir, sorgulayabilir ve gerektiğinde yönlendirebiliriz. Bu da daha bilinçli kararlar, daha net bir zihin ve daha sağlam bir iç denge anlamına gelir. Kısacası, düşünmek önemli; ama düşünmeyi fark ederek düşünmek, oyunun kurallarını değiştiren şeydir.